6 Aralık 2012 Perşembe
"Evrenin Zarafeti"
***"4-5 sayfa yazdı, nereye kaçtı bu adam, nerede bu hikayenin gerisi!" diye hayıflanan okur (Polyanna modundayım, öyle okurlarım var diye düşünüyorum) bir sayfa da olsa al, oku! İki gündür yazmaya çalışıyorum ancak bir türlü ilerlemiyordu hikaye ancak sanırım bir şekilde aştık o sıkıntıyı. İki gün öncesi bir kenara 3 haftadır okulla boğuşmaktan (vize, ödev vs.) bir türlü hikaye üzerinde düşünememiştim. Okula gidip geldiğim o yaklaşık yarım saatlik sürede hikayeyi düşünmeme rağmen o arada kafam o kadar doluydu ki o zamanı bile başka şeyler düşünerek geçiriyordum (O günkü sınavı düşünmüyordum ama nedense). Neyse ki şu sıralar biraz rahatladım, umarım bir sıkıntı çıkmadan devam ederim. Aslında bu akşam hikayeden sonra başka şeyler yapmayı planlıyordum ancak yine dönüp dolaşıp kendimi blog sayfasında bulunca "Eh, n'apalım" diyerek yine böyle sohbet havasında bir şeyler yazmak istedim.***
Bir haftadır gayriciddi, son iki gündür ise ciddi olarak okuduğum bir kitap var şu an elimde: Brian Greene'in yazmış olduğu "Evrenin Zarafeti: Süpercisimler, Gizli Boyutlar ve Nihai Kuram Arayışı". Kitap genel olarak Newton'un ortaya attığı kanunlarla başlayıp, Einstein'a ve onun Görelilik teorisine, oradan Feynman'a ve Kuantum'a, son olarak günümüz fizikçilerinin evren üzerine yaptıkları çalışmaları ve yeni diyebileceğimiz Sicim Teorisini anlaşılır örneklerle destekleyerek anlatıyor. Genel olarak bakmaktan öteye gidebileceğimi düşünmüyorum çünkü bahsettiğim kitap bir roman değil, bilim kitabı. O yüzden sadece karşılaştıklarımdan kısaca bahsedip geçeceğim.
Ciddi ve gayriciddi olayını açmak istiyorum biraz, gayriciddi olarak okuduğum kısım Newton ve Einstein'ın ortaya atmış oldukları teorileri işlediğinden ve biz de buraları hep bir yerlerde okuduğumuzdan üzerinde çok da fazla düşünmeden okudum, Görelilik teorisi'ni bırakıp Kuantum'a geçtikten sonra Young deneyi karşıma çıkana kadar. Biz bu deneyi lise sonda fizik dersinde görmüştük mesela, gayet de basit bir mantıkla çalışan bir deney bu ancak Feynman bu deneyi kullanarak Kuantum Teorisine dair bazı konuları açıklıyordu, hatta kendisi bu deneyi kullanarak bütün Kuantum mekaniğinin çıkarılabileceğini söylüyordu ve bu kısımdan itibaren -biraz da şaşkınlıkla- daha ciddi okumaya başladım kitabı. Ciddiden kastım anlamasam bile açıp bahsedilen fonksiyonların neler olduğuna bakmak, anlatılan konularda çalışan fizikçilerin kim olduğunu araştırmak vs. gibi şeyler. O yüzdendir ki normalde iki üç günde okuyup bitirebileceğim kitap bir haftadır elimde sürünüp duruyor. Ancak her ne kadar yazar herkesin anlayabileceği dilde yazdığını söylese de yine de anlayabilmek için bir miktar fizik dersi görmüş olmakta fayda var. Ama korkmanıza gerek yok, yazar kitabın her köşesini denklem ve fonksiyonlara boğmadığı için okunması gayet kolay olmuş. Verdiği örnekler kolay akılda kalıyor ve konuyu anlamamızı da kolaylaştırıyor. Yazıya başlamadan önce YouTube'dan videolarına da baktım, kendi konuşması da gayet akıcı, adam anlatmak istediği şeyi hiç duraksamadan anlatabiliyor.
"Bir şey keşfetmenin insanın yeni bir şey görmesi değil de bakışını biçimlendirmesi demek olduğu söylenir." diyordu kitabın arka kapağında. Newton'dan itibaren evren etrafında şekillenen ve evrimleşen fiziği gözler önüne seriyor kitap. Biraz da teorileri ve kuramları da gözümüze sokarak... Fizik aslında her ne kadar uzaktan karışık göründüğü için yaklaşmaktan korktuğumuz bir alan olsa da cesaretimizi toplayıp içine daldığımızda gerçekten de karşılaştığımız en ilginç "şey". Mesela Newton fizikte net ve soğuk bir matematik kullanırken, Einstein işin içine biraz daha hareket ve estetik katıyor, sahneye Feynman çıktığındaysa işler belirsizleşip, daha da kaotik bir hal alıyor ve yerini Green ve Schwarz'a bıraktığında ise fizikte artık bir melodi ve kesin olarak bölünemez bir temel madde var oluyor ve Profesör Greene bunları o kadar net ve anlaşılır şekilde anlatıyor ki, elinizden bırakamıyorsunuz.
Uzunca bir süredir elime bir bilim kitabı almadığımdan mıdır yoksa gerçekten güzel yazılmış olmasından mıdır bilemiyorum ancak içinde yaşadığımız evrenin fiziğine dair bir şeyler okumak isteyenler için gayet güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Şimdiden iyi okumalar.
14 Kasım 2012 Çarşamba
Müzik #1
Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazı devam etmekte olduğum, girişini bir şekilde becerip gelişme kısmının nasıl olacağına dahi karar veremediğim hikayeme ait değil. Arada sırada böyle molalar verip kafama estiği gibi yazacağım ama hikayeye devam ettiğim kısımlar yine Seyyah adı altında ve yayınlandığı sıradaki sayısıyla çıkmaya devam edecek (Kaç kişi okudu ki de böyle yazıyorsun, değil mi? :) ).
Hayatta en sevdiğim şeylerden biri kulaklıkları takıp hayallere dalmaktır. Hayallere daldım diye hikaye yazacak değilim. Bazen bu durumlarda aklıma garip fikirler de gelebiliyor ama her zaman asıl amacım hayatın monotonluğundan kaçmaktır.
"Müzik en genel tanımı ile sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir" şeklinde bir tanımlama yapmış Wikipedia'nın Türkçe sayfasında yazan arkadaş. Ha doğru ama bu tanım sanatsal değil daha çok mühendislik tanımı gibi olmuş bence. Ha oturup müzik şudur budur diye tartışmayacağım çünkü bu yazı onunla alakalı değil sırf giriş cümlesi olsun diye yazdım.
Sanatta en sevdiğim alanın müzik olmasının en büyük sebebi herhalde sahip olduğu tınıların insanı alıp bambaşka diyarlara götürmesidir. Her tür kendi içinde derdini dinleyecek bir kitle bulabiliyor. Mesela benim başyapıt diye nitelendirdiğim bir şarkıya odunun teki gürültü deyip geçebiliyor. O da insan tabii, daha bilmiyor hayatında neyin eksik olduğunu sadece o tıkışıp kaldığı monotonluktan sıyrılmayı beceremiyor o kadar.. :)
Video oyunları ve animasyonların müzikleri ise hayatımda apayrı bir yeri var ve bunların başını ise Japonların besteledikleri çekiyor. Neden mi? Hemen açıklayayım; bi kere adamlardaki oyun ve anime sektörü dünyanın başka hiçbir yerinde yok. Şimdi ben oyun dediğimde siz "Amerika" diye bağırıyorsunuz ya Japonya'da bir haftada 5-10 oyun çıkıyor (abartı tabii) ve bunların çok azı ülke dışına çıktığı için siz çok sonradan duyuyorsunuz (ben Famicom okuyorum da oradan biliyorum :) ) Anime konusuna ise hiç girmeye gerek yok, olay zaten ortada.. (Aslında anime üzerine de yazılabilir, hatta blogu tamamen ona çevirsek de olur). Animelerin açılış ve kapanış şarkıları zaten bizi seriye bağlayacak şekilde yapılıyor genelde (bazen tam tersi insanı o yapımdan da soğutuyor). Bazılarının soundtrackleri ise kendi başına ayrıca dinlenilebilecek kadar kaliteli oluyor (Naruto'yu çok seviyorum bu konuda).
*Lanet konu animelere girdi kaydı kayacak başka yerlere! Neyse efendim aslında ben bu Japon bestecileri çok seviyorum da ondan yazıyorum bu kısacık blogu :)
Anime izlemeye başladıktan sonra ufak ufak çalan şarkıları YouTube'da falan izlerken bir şekilde bu şarkılara ulaşmaya başladıktan sonra yavaş yavaş ilgim tamamen bunlara kaymaya başladı. Çünkü tarz çok farklı, ses çok farklı ve hepsinden önemlisi: dil APAYRI! Japonca'yı sevmemin bir sebebi de buydu aslında. Çok melodik bir yapısı var dilin, tınısı çok hoş geliyordu kulağıma ve kazdıkça altından çok şeyler çıkıyordu. Birdi ikiydi derken artık arşivimin önemli bir kısmı tamamen anime ve oyun müziklerine ayrılmış durumda.
Oyunlarda da dediğim gibi tonla oyun var adamlarda ve sağolsun yurtdışındaki bazı arkadaşlar azmedip bir kısmını İngilizce'ye altyazılı olarak çevirdiklerinden iyice pekiştirdik ilişkimizi. Yavaş yavaş oyunlardaki dublaja da ayar olmaya başladım, PS3'te bazı oyunlar Japonca destekli geliyor ya anında değiştiriyorum dili, rahat rahat oynuyorum ondan sonra. Şaka bir yana iyice fanboy olmuşum çıkmışım.
Chrono, Persona ve Final Fantasy serisi bu müzik konusunda en sevdiklerimden. Üç seri de önemli yapımlardır gözümde, özellikle de Persona 4. P4'ün anıları var bende daha önce hiçbir oyunun veremediği kadar. Bu yazıyı okuyan malum insan P4 dediğimde o olayları hatırlar, ona da buradan selamlar. ;)
Shouji Meguro ve Nobuo Uematsu, bu iki üstadın bende yeri apayrı, özellikle Nobuo'nun. Shouji-san daha çok trance tarzı müzikler yaparken (Persona), Nobuo-san daha çok orkestral müzikler bestelemekte (Final Fantasy). İkisinin de oyunlarına dair çıkardığı albümler arşivimde ve bazen tamamen bütün albümü bir kerede dinlediğim oluyor.
Bu konu henüz kapanmayacak, ileride eklemeler veya aynı konu üzerine farklı incelemelerim olacak ancak konuyu nereye çeksem diye sıkıntıya girmeye başladığımdan burada kesme ihtiyacı hissediyorum ancak bitirmeden önce iki link paylaşacağım bu iki üstada dair:
1)Nobuo Uematsu'nun "Suteki da ne"si (Final Fantasy X'ten):
2) Shouji Meguro'nun "Memory of You"su (Persona 3'ten):
Şarkılardan sonra hepinize tatlı rüyalar.. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)