26 Eylül 2013 Perşembe

Muhabbet #2

    Bütün gün kahve aşerip de içememek nasıl bir duygu bilir misin ey okur? Ha? Bilirsin değil mi o hissi? Bütün gün isteyip de böyle benim gibi gece 12'de içer ve üzerine üç kere "Thunderstruck" dinlerseniz, gün içinde harcadığınız bütün enerjiniz geri gelir. Uyumam lazım aslında, yarın için hiçbir planım yok ve bu boşluğun her an doldurulma ihtimaline karşı hazır olmam gerek ancak KAHVE!!! İçmek zorundaydım. Gerçi filtre kahve içmek istiyordum koca bir kupa ama her zamanki gibi kel hazır kahvelere kaldık. Bu filtre kahve sorunsalına bir çözüm bulmak lazım. 

  Bu kahve çok acayip bir içecek. Bazısı illa Türk kahvesi olacak der, bazısı bizim gibi filtre olacak der, bazısı sütlü içer, bazısı bilmem neli içer... Sonu yok yani meretin. Çay ve kahve muhabbeti bile fark ediyor mesela (kendi gözlemim). 

  *Ben kahveden bahsetmeyecektim ki ya? Kahve nereden çıktı? (Demek ki benim o filtreyi içmem gerekiyordu)  

  Hah, şundan dolayı dedim kahveyi. İnsanlar... Sohbet ettiğine değecek insanlar olacak çevrende. Bir fincan kahve değerlenecek onlarla. Gerçi benimle edilen sohbet nasıl onu beni dinleyenlere sormak lazım. Çünkü bazı zamanlar çok fazla boş konuşuyormuşum gibi geliyor. Taaa ki ben beyni yakana kadar. Bazıları bilir "konuşurken frenim patlıyor" derim. O andan sonra daha çok konuşmaya başlarım, hani sanırsın kafa ütülemeye geldim. Ama öyle n'apayım konuşmayı seviyorum. Yazdığım yazılar bile öyle baksanıza, sadece konuşuyorum. Bi amacım yok yani. (Hadi bulun bakalım bu yazının ana fikrini!)  

   Möbius adlı Fransız filmini izledim bugün arkadaşlarımla. İlginç bir filmdi. Her ne kadar içimizden biri beğenmediyse de ben merak ederek izledim. Konuya girmiyorum, ajan filmi diyorum sadece. İlginç bir filmdi, hatta yarısından sonra gelen "twist" anı benim hoşuma gitti. Beklediğim gibi gelişseydi olaylar, o an çıkardım salondan ama beklenmeyen bir şekilde değişince, ben de merak ettim "Acaba nasıl bitecek?" diye. Ha, şöyle bir durum var: Sinemada izlenmeli mi? Bence hayır, sinemada izlemenize gerek yok. DVD'ye çıkınca izlersiniz.  

   İçi daha da dolu yazılar yazmam gerektiğini düşünmeye başladım bu aralar. Çünkü böyle yazılar doldukça insanlara sunacak bir şeymiş gibi hissettirmiyor bu blog. Gerçi düşüncede kalmasın diye yazıyorum bazı şeyleri. Neyse ya hallederiz bir ara. Zevkine yapmıyor muyum zaten çoğu şeyi? Beni diğerlerinden ayıran da bu boşluk hali olsun bari... Adet oldu ya bende, yine bir şarkı paylaşayım şuraya. Hadi görüşürüz! :) 

*Are You Gonna Be My Girl - Jet 


23 Eylül 2013 Pazartesi

Quake II


Aslında başka bir yazı planlıyordum bu gece için. Güzel geçiyor ya hani onu paylaşayım istemiştim ama... Ama şu parça girene kadar... 


Ne güzel oyundu yahu bu! 1997 yılında çıkan Quake 2 ortalığı bayağı sallamıştı. Grafikleri olsun, müzikleri olsun, o zamana kadar yapılmış en iyi oyunlardan biriydi. Yalnız benim Quake serisiyle tanışmam 1999'da Quake 3'le oldu. Babamın aldığı bilgisayar dergilerinin birinden çıkmıştı demosu. Bayağı korkutucuydu teması ama nedense aşırı bir zevk almıştım oyundan. O hız, o adrenalin... Bi ara yüklemiştim tekrardan, hâlâ aynı hissi verebiliyor bu seri. 

Neyse efendim, Quake 3'le bayağı haşır neşir olduk uzuuunca bi süre. Biraz daha büyüdükten sonra bu seriyi merak edip ararken gördüm Quake 2'yi. Oyun olayına Doom gibi bir oyunla giren bir bünye için bu oyun inanılmazdı. Bence Doom'dan çok daha güzel bir oyun Quake. Doom'da şeytanlarla vs. uğraşırken bu seride uzaylılarla uğraşıyorduk. Quake 2'de Dünya'yı korumak adına uzaylı Strogg medeniyetinin ana gezegenine saldıran ekipteki Bitterman adlı askeri yönetiyorduk. Aynı Doom'daki gibi gerilim dolu bir oyundu. Şimdiki yeni nesil bilmez tabii bu hissi. Çünkü öyle gerim gerim geren bi oyun kalmadı artık piyasada. Silent Hill'in bile suyu çıktı yahu! 

Quake ve Doom'la uzunca bir süre uğraştıktan sonra iki isimle tanıştım. John Carmack ve American McGee. McGee oyun tasarımcısı, Carmack ise programcı. McGee hâlâ tasarım işiyle uğraşıyor, en sevdiğim çalışması ise American McGee's Alice. Ondan da bahsedeceğim ama sanırım bir başka yazıda.

John Carmack oyun ve bilgisayar işinde en sevdiğim insanlardan biri. Bugün oyunlarda kullandığımız 3D programlamanın geliştirilmesinde emeği çoktur John'un. Adaptive Tile Refresh, Raycasting, Surface Cachinggibi birçok teknolojiyi geliştirmiştir kendisi. Ayrıca roket ve havacılığa merak salmış, sonradan Armadillo Aerospace şirketini kurmuş. Şimdilerde ise Oculus VR'da Oculus Rift'i geliştiriyor. (Üşengeçlere link, Oculus Rift: http://en.wikipedia.org/wiki/Oculus_Rift)

Şimdi çocukluğu bir kenara bırakalım ve günümüze bakalım. Bugün çılgınlık olarak gördüğümüz yüzlerce lira harcayarak yaptığımız donanım güncelleme işi 1997'de de oldu. Yani bu iş Crysis'ten çok önce de vardı. Ha dersiniz ki "Abi Crysis 3 son ayarda benim gözümün gördüğünden daha iyi görünüyor", ben de omzunuza vurarak "Evet evlat, ama iki üç Strogg avlamak, bil ki Crysis'te Seph avlamaktan daha zevkli" derim (Gerçekten de böyle düşünüyorum, Crysis'i seviyorum ama durum bu) O zamanın Crysis'iydi işte, kısacası bu. 

O kadar bahsettik şimdi gidip de bi iki el oynamadan olmaz. Dur bakalım Steam'de kaç kuruşmuş bu meret? :) 


*Merak edenlere oyun içi videosu: 





1 Eylül 2013 Pazar

İkindi Muhabbeti

    Saat 5... İkindi vakti bir serinlik çıkıyor bizim bu taraflarda. Balkonda oturmanın tam sırası. Gerçi gece yaptığım gibi çay koymayacağım bu sefer. Kahve yapayım bari. Her zamanki gibi arkaya da bi müzik açayım.

   *Airbrushed - Anamanaguchi 

 
  
    Dün gece uzun süredir yazmıyorum diye accık çiziktireyim diye gittim kısacık şikayet edip geldim. (http://isimsizgunlukler.blogspot.com/2013/09/sikayetler.html) Şimdi burası benim homebase'im. Önce buraya yazmam lazımdı ama şimdi orayı takip eden daha çok olduğundan "Ben daha hayattayım ülen" diyebilmek için önceliğimi değiştirdim. 

    Sıkıntı var mı?

    Yok.

    O zaman?

    Bir şey yazdığımda genelde blogda paylaşıyorum artık. Ya burada ya da öbüründe (isimsizgunlukler.blogspot). Paylaşmadıklarım ise "Ya bu pek özel bişi oldu lan, bunu paylaşmayayım" diyerek klasörün birine gidiyor. Şimdi hem blogda hem de o klasörde yeni bir şey yoksa nereden baksan 2 aydan biraz fazladır yazmıyorum.

    Yazmayıp n'apıyorum? Hiçbir şey... can sıkıntısı... Gitmeden hemen önce bi program yapmıştım hatırlarsanız. Hatta biraz fazla iddialıydı. Hem staj yapıp hem de üzerine oyun oynayacaktım hatırlarsanız. 
    Ne mi oldu?

    Çok büyük yamuk yedim hayattan. Akşam eve zombi gibi geldiğimden, hafta sonları da ailemle takıldığımdan ne oyun oynayabildim ne kitap okuyabildim ne de başka bir şey. Ha çok şey öğreniyorum, çok fazla insanla tanıştım bu süre içinde, o yüzden sadece yaptığım program boşa gittiğiyle kaldı. Başlarda çok şikayet ettim ama sonradan dedim ki "Ya bunun okul zamanı var daha, gidince yaparız yapacağımızı" 

    Bütün bu şikayetler bir yana, hayattan n'aber derseniz: 



   Derim.

   Bütün gün eczanede olunca böyle oluyor işte. Gelenler çoğunlukla yaşlılar. Kanser hastası da çok. İnsan üzülüyor tabii. Ama n'apalım. İşimiz bu... İnsanların düşündüğünün aksine gerçekten sıkıntılı bir iş. Yani bütün gün direk insanlarla muhatap oluyorsunuz. Bazen zevkli bazense çileden çıkarıcı. Ama iyi ya. Gerçekten... :) 

   Neyse bırakalım bu muhabbeti. 

   Dün gece bir site keşfettim StumbleUpon diye. Belki bazılarınız biliyordur. Olayı çok basit; siteye üye olurken en az 5 tane ilgi alanı belirliyorsunuz. Sinema, müzik, astronomi, mizah vs. Sonra da stumblelamaya başlıyoruz. Seçtiğiniz ilgi alanlarından rastgele internet siteleri buluyor sizin için. Üye oldup site girdikten sonra resmen kaybettim kendimi. Yaklaşık bir 3-4 saat başında kalmışım neredeyse. Bir süre sonra beğenilerinize göre ilgi alanları derinleşiyor. Mesela müzik dediysen bir süre sonra ne tarz müzik istersin diye soruyor. Ve derinleştikçe daha da güzelleşiyor. 9GAG'tan sıkılmaya başladığım şu günlerde ilaç gibi geldi bana. Artık vakit öldürebileceğim daha güçlü bi silah var elimde. Muahahaha! 

   Sabahına The Last of Us'a başlayayım dedim. Ama onun yerine kardeşimle oturduk laptopların başına, o Diablo 3 oynadı ben ise XCOM. Hâlâ devam ediyor oynamaya. Ben bırakalı bayağı oldu. Onun yerine bu yazıyı yazıyorum. Niye XCOM diye sordu bir kaç kere kardeşim. Bi kere sıra tabanlı stratejilere karşı anlaşılamayan bir sevgim var. Üstüne bir de bilim kurgu oluşu eklenince... Hem kaliteli de bir yapım. Dadına doyamıyorum yani anlayacağınız. (Bu hafta sonu itibariyle oynayamıyorum şikayetleri sıfırlanmış oldu)

   Bilim kurgu demişken hazır, dün oturdum Star Trek Into Darkness'i izledim. İnternetteki genel kanının aksine ben filmden gayet zevk aldım, heyecanla izledim. Hatta sonuna doğru bazı sahnelerde bayağı kötü oldum. (Hatta bir sahneyi paylaştım Facebook'ta) Bilim kurgu severler için gayet hoş bir filmdi bence. İzleyin. İzlettirin. Zaten az geliyor bilim kurgu filmleri, olana da laf atmayalım. 

   Okullar başlamadan daha doğrusu gitmeden önce bir kaç seri bulayım diyorum. Babylon 5 ve Firefly var aklımda. Eğer varsa bildiğiniz bilim kurgu dizisi, aşağıya yorum atın lütfen. 

   Şimdilik gidiyorum sevgili okurlar. Fazla açmayalım arayı diyorum ama söz vermiş gibi olurum sanırım. Her zamanki gibi güzel bir şarkı koyuyorum aşağıya. 

   Hadi görüşürüz! :) 

*Monkey Wrench - Foo Fighters 






   
   
   



15 Haziran 2013 Cumartesi

E3 2013


     Geçen hafta çok ilginç bir haftaydı benim için; ilk defa final dönemimle E3 dönemi çakıştı. Onu mu seçsem yoksa bunu mu derken ikisini de takip etmeye karar verdim. Zor oldu tabii ama ikisi de güzel bitti sonuçta. Bu E3 dönemi çok güzeldi bence. Yeni nesil konsolları gördük, özellikle de neye benzeyecek diye tartışıp durduğumuz Playstation 4 gösterildi. Herkes elinde yeni ne varsa gösterdi. Bazısında çok heyecanlandık, bazılarında kızdık... Hiç beklemediğimiz haberler bile aldık (Kingdom Hearts 3 mesela). Lafı uzatmadan şöyle bir özet geçelim E3 2013'ü...

XBOX ONE




    Evet, Microsoft'un son oyuncağı Xbox One böyle görünüyor. Çok fazla dalga geçildi hakkında. Haksız da değiller aslında. Çok büyük ve hantal görünüyor şu haliyle ancak son yorumumu alet çıktıktan ve kendi gözümle gördükten sonra yapacağım. Microsoft son ürününü bir multimedya aracına dönüştürmek niyetinde. Bahsettiği bir çok özellik var ancak çoğunu ülkemizden kullanamayacağımız gibi güçlü iddialar var. Mesela çıkışından bir sene sonrasında Türkiye'ye gelecek gibi. En çok tepki çeken şey ise 2. el oyunların çalışmayacağı bilgisi idi. Bir de gün içinde en az bir kez internet bağlantısına ihtiyaç duyması. Tamamen korsanı önlemeye yönelik olsa bile aletin satışlarına etkiyeceğini düşünüyorum.

PLAYSTATION 4


    Öyle mi görünecek yoksa böyle mi derken Sony en sonunda bu E3'te gösterdi yeni Playstation'u. Bunun hakkında da çok dalga geçtik ancak Xbox'tan daha ufak görünüyordu tanıtanların elinde. Sony yaptığı tek bir sunumla Microsoft'u alaşağı etti resmen. 2.el oyunları istediğimiz gibi kullanabilmek, internet bağlantısına ihtiyaç duymaması, Motion controller'in kullanımını oyuncuya bırakması gibi özellikleriyle şimdiden çoğu oyuncuyu PS4'e yöneltti. Her zamanki gibi çıktığında alacağız nasıl olsa. Daha ilk duyurulduğu gün demiştim çevremdekilere. Eh, geldiğinde paramız olursa alacağız artık. 

OYUNLAR

    Biraz da duyurulan oyunlardan bahsedelim. Onlarca yeni oyun gösterildi her E3'te olduğu gibi. Ancak final döneminde olduğumdan öyle hepsine bakamadım. Çoğunu araştırmadım bile, nasıl olsa geldiği veya çıkacağı zaman duyurulduğunda bir şekilde haberim olur. Şimdi en azdan en çok meraklandığıma doğru ilerleyelim (en güzeli en sona sakladım):


Tales of Xillia

    6 Ağustos'ta PS3 için çıkacak yeni Tales of oyunu yine yapyeni bir dünya ile karşımıza gelecek.





The Witcher 3: Wild Hunt

    2014 yılında bizlerle buluşacak yeni Witcher'da yine Geralt ile yolumuza devam ediyoruz. Oyun PC, PS4 ve Xbox One platformlarına çıkacak. 




Dark Souls 2

     İlkini daha yeni almışken ikincisi duyuruldu. Yeni oyunumuz Mart 2014'te PC, PS3 ve Xbox 360 platformlarına gelecek. Daha da zor olmasını bekliyorum yeni oyunun. 




Destiny

    Bu Bungie, Halo'dan sonra ne yapacak acep derken yepyeni bir oyun duyurdular. Gerçi oyunun gerçek adı Destiny mi olacak onu da bilmiyoruz ancak güzele benziyor. Bilimkurgu adının geçtiği her yere baktığımdan bu da alınacaklar listesine girdi. Ancak çıkış tarihi hakkında bir bilgim yok. Oyun PS3, PS4, Xbox 360 ve Xbox One konsollarına çıkacak.




Titanfall

    Jason West ve Vince Zampella'nın Infinity Ward'ı bırakıp kurdukları yeni firma Respawn Entertainment'ın ilk oyunu Titanfall. Çıktığı zaman acayip eğleneceğimizi düşünüyorum. Oyun içi görüntülerini izledikten sonra siz de aynısını düşünürsünüz sanırım. Oyun PC, Xbox 360 ve Xbox One platformlarına gelecek. 




Battlefield 4

    Gelelim yeni BF'ye. DICE her zamanki gibi ağzımı bir karış açık bırakmayı başardı. Yeni grafik motoru Frostbite 3 ile hazırlanan oyun her zamanki gibi harika görünüyor. Ekim ayında elimize geçecek oyun PC, PS3, PS4, Xbox 360 ve Xbox One'a geliyor. 




The Division

     Massive Entertainment tarafından geliştirilen RYO türündeki The Division, bir hastalık sonucu mahvolan New York'ta geçiyor. Tam bir MMO olmasa da o mantıkla geliştirildiği söyleniyor. Videosundan da anladığım kadarıyla takım mantığı ile hareket edeceğimiz oyunumuz 2014 kışında PS4 ve Xbox One platformlarına çıkacak.  




Final Fantasy XV

    Versus XIII iken adı değiştirilip XV olan yeni Final Fantasy en çok merak ettiğim oyunlar arasında. Oyun içi videosu gösterilene kadar merakla delirdiğim oyun, oynanış şeklini gördükten sonra sinirli bir deliliğe bıraktı. Sıra tabanlı oynanışı bırakıp düz bir aksiyon-RYO gibi görünüyor şu haliyle. Niçin böyle bir karar alınmış da oynanış bu denli değiştirilmiş, anlamış değilim. Çıkış tarihi belli olmayan yeni FF, PS4 ve Xbox One platformlarına gelecek.




Metal Gear Solid V: The Phantom Pain

    İşte yıllardır beklediğim oyun bu! Kojima yenisini yapacak mı yapmayacak mı derken, her zamanki gibi çıkıp bu son bak diyerek yeni MGS'yi tanıttı. Öncesinde Ground Zeroes, sonra ise The Phantom Pain oynayarak sanırım MGS'ye doyacağız sonunda. Yine türlü türlü entrikalar, acayip karakterler ve yepyeni oyun motoru ile yeni MGS, PS3, PS4, Xbox 360 ve Xbox One platformlarına gelecek. 








    


  

5 Haziran 2013 Çarşamba

Yaz Programı ver. 1.0

    
     Finallerimin başlamasından tam bir gece öncesindeyim millet. Bütün arkadaşlarım harıl harıl yarınki sınavlara çalışmakta (ki öyledir diye düşünüyorum), ben ise birazdan bahsedeceğim planı yapmaktayım. 

     Malumunuz yaz demek, tatil demek. Bana göreyse tatil demek, normalden daha fazla oyun oynayabilirim demek. Şimdi denizin, güneşin, havanın en güzel olduğu şehirde kapanıp tüm tatil boyu oyun oynanır mı diyecek arkadaşlara söyleyeyim, EVET! hiç olmadığı kadar güzel oynanıyor. (Klima çok bel büküyor amma, elektrik faturası geldiğinde babamla göz göze gelmemeye çalışıyorum) Gerçi stajım var bi de yapmam gereken, artık iş-oyun arası yaparız, evdekileri de görmeyiveririz. 

     Şimdi vizelerin hemen ardından Bioshock Infinite, Resident Evil 6 falan geldi ve ben hiç başlayamadım bu ikisine. Öncesinde Tomb Raider ve DmC vardı mesela. Yenilerden ise Resident Evil Revelations var. (Bugün itibariyle de Remember Me geldi) Bu bahsettiklerim PC'ye gelenler. Bunun PS3'ü var, Xbox 360'ı var... Yani var oğlu var... :) 
    
     Asıl sorun bütün bunları sıraya dizmede. Şimdi daha az önce Dark Souls'u sipariş verdim Xbox 360 için. (İç ses: "Gözün doysun be hayvan!" - Bi git bea!) Neyse, howlongtobeat.com diye bi site keşfettim. Oyunların ortalama bitirme süreleri yazıyordu orada, onları referans alarak bi liste yapalım şimdi. İsteyenler de takılsın buradan onlar da yararlansın hani.

     1)   Bioshock Infinite (PC): Yaklaşık 11 saat. 
     2)   Lost Odyssey (Xbox 360): Yaklaşık 70 saat.
     3)   Dark Souls (Xbox 360): Yaklaşık 60 saat. 
     4)   Resident Evil 6 (PC): Yaklaşık 25 saat.
     5)   Eternal Sonata (PS3): Yaklaşık 35 saat.
     6)   Tomb Raider (PC): Yaklaşık 10 saat. 
     7)   Resident Evil Revelations (PC): Yaklaşık 10 saat
     8)   Star Ocean The Last Hope (PS3): Yaklaşık 50 saat.
     9)   DmC (PC veya PS3): Yaklaşık 9 saat.
     10) Borderlands 2 (Xbox 360): Yaklaşık 30 saat. 

    Şimdi 10 tane oyun listeledim sizlere, oynama isteğime göre. Burada toplamda yaklaşık 310 saat falan oyun süresi çıkıyor. Bunlara Battlefield 3'teki online maçlar ve Civilization 5 veya Hearts of Iron 3 gibi strateji oyunları dahil değil. En basitinden günde internete takılmadan 5 saat oynarsam 62 gün yapıyor, bu da iki ay demek ve yapılan bu hesaba göre çok rahat yetişebilir. 3 ay tatilimiz var ne de olsa. (Akşamları misafir gelmesi veya aile büyüklerine ziyarete gidilmesi gibi bir çok dış etkene bağlı olarak net 2 ayda bitemez) 

     Her tatil başında kafamda hep "Bu yaz hangilerine bulaşsak acep" sorusu dolandığından bunu hesaplamadan duramıyorum. Artık bakın, kafanıza göre takılın. Oynamadıklarınız varsa aralarında ve oynama şansınız varsa oynayın bu listedekileri, hepsini tavsiye edebilirim. Neyse bakalım artık listeyi bırakalım burada ve çalışmaya devam edelim. Hepinize iyi akşamlar ve finallerinizde başarılar!  (Finali falan olmayanlar iyi bir akşamla yetinsin artık n'apayım :)) 

1 Mayıs 2013 Çarşamba

İlk 1 Saat - Halo 3 Multiplayer



1. dakika
"Hmm, demek sağ analogla nişan alıp, RT ile ateş ediyoruz"

3. dakika
"Ya o adam nasıl zıplayıp kafamdan vurabiliyor!!!" 

5. dakika
"Evvvet, ilk kill'i aldık" :)

10. dakika 
"Bu maçlar niye bu kadar kısa?"

25. dakika
"Bu oyunu niye daha önce oynamadım ben?"


....

     Merhaba millet! Uzuuuunca bir aradan sonra (nereden baksan 3 ay falan olmuş) yeni yazımla tekrar karşınızdayım. (Sanki on binlere hitap ediyorum) Neyse, "İlk 1 saat" adını verdiğim yazılarımla bazı eğlence ürünlerinin ilk saatlerinde yaşadıklarımı inceleme havasında yazmaya çalışacağım. Umarım beğenirsiniz. 

    Halo 3, malumunuz üzere eski bir yapım. Eylül 2007'de Xbox 360 platformuna çıkan oyun zamanında bir hayli beğenilmişti. İnternette görüp de aşık olanlardan biriyim ben de. Gerçi şimdi "Yıl olmuş 2013, adam kalkmış 6 senelik oyunu anlatıyor" demeyin anca elimize geçti oyun. 

    Bilmeyenler için Halo'yu çok kısaca anlatmamız gerekirse, gelecekte geçen, SPARTAN adı verilen bir askeri birliğe bağlı Master Chief'i yöneterek Covenant adı verilen uzaylı ırkla girdiğimiz savaşı anlatan bir seri diyebiliriz. 

    Uzun bir süredir PS3'ümden ayrı yaşadığım için konsolda FPS yeteneklerim bayağı bi körelmişti. Dün gece oturup campaign modunda bir kaç saat harcayınca biraz biraz kendime geldim. Sabahleyin ilk işim ise multiplayer'a dadanmak oldu. Gerçi ilk dakikalarda acemilik çeksem de yılların verdiği tecrübeyle bir kaç dakika içinde oyunu çözüp eğlenceye daldım.

    Halo'nun multiplayer'ı gayet güzel. Şu ana kadar sadece 4'e 4 girdiğimiz Team Slayer modunu denedim. PC'de Battlefield 3'ün 64 kişilik devasa haritalarından kalkıp Halo'nun 8 kişilik haritalarına girmek, attan inip eşeğe binme havası taşısa da eğlence olarak hiçbir kayıp yaşatmıyor.

    İlk girdiğim maç High Ground adlı haritada 3'e 3 oynandığından maç boyu birbirimizi kovaladık ancak gayet güzel eğlendik. Sonra Guardian, Narrows, The Pit haritalarıyla ve aynı oyuncularla devam ettik maçlara. 

    Oyun gerçekten harika. Guardian haritası 3 katmanlı ortada küçük bir meydanı olan karışık bir harita. Ancak dar koridorları yüzünden sıkı çarpışmalara sahne oluyor. İlk 1 saatimin favorisi. Narrows ise en berbatı, ortada uzun bir köprü ve onun iki yanında çatışıyoruz. Pek başarılı olamadık ama zamanla ona da alışırız sanıyorum. The Pit ise eğitim alanı gibi bir yer; orada bir maç yaptık, zaten o da çok kısa sürdü (4 dakikada falan karşı takım 50 puana ulaştı). Pek anlamadım yani. 
 
   Oyunumuz 6 senelik de olsa hâlâ oynayan birilerini görmek güzeldi. Benim gibi sıfırdan başlayan bir çok oyuncuyla beraber 1 saat boyunca eğlendik. Şimdi müsaadenizle ben biraz daha takılayım Halo 3'e. :) 

    

6 Şubat 2013 Çarşamba

Kendime Özür


Annemin "Nayır, n'olamaz" bakışları altında tabağıma doldurduğum fındığı fıstığı kütürdetmekteyim misafir odasında. Modemim odamdan düzgün çekmediği için misafir odasındayım yoksa bilgisayar başında oturacaksam, oturmam ailemin yanında. Çünkü oynarken istemsizce uygun olmayan sözler sarfedebiliyorum bazen.

Az önce bir yazı yazdım İsimsiz Günlükler'de (http://isimsizgunlukler.blogspot.com/) yazamama üzerine. Kaç gündür yazı yazacağım hem buraya hem diğerine ancak bir türlü aklıma yazacak bir şeyler gelmiyordu ve "Neden olmasın?" tarzıyla öyle bir yazı yazdım. Şimdi de o yazamama hali kırıldığı için midir nedir, kendime geldim.

Uzunca bir süredir yazmıyorum. Malumunuz şu finaller yüzünden. Gerçi finaller biteli çok oldu tatildeyim ancak bu sefer de aile çıktı karşıma. Sürekli bi yerlere gitmeler, yok şunu bunu yap, halletler falan yüzünden daha rahatça oturamadım evde. Ve hikaye üzerinde hiç düşünemedim doğru dürüst.

Bir aya yakın bir süredir hikayeyle uğraşmadığım için kendi kendimi sorumlu hissettim ilk defa. Sonuçta kendi blogumda yazıyorum, kimseye karşı bir sorumluluğum yok ama rahat edemiyorum bir türlü. Olmuyor bir türlü.

Bu gece 12. bölümü yazarak şeytanın bacağını kırmayı planlıyorum. Hadi bakalım.. :)