Bu kahve çok acayip bir içecek. Bazısı illa Türk kahvesi olacak der, bazısı bizim gibi filtre olacak der, bazısı sütlü içer, bazısı bilmem neli içer... Sonu yok yani meretin. Çay ve kahve muhabbeti bile fark ediyor mesela (kendi gözlemim).
*Ben kahveden bahsetmeyecektim ki ya? Kahve nereden çıktı? (Demek ki benim o filtreyi içmem gerekiyordu)
Hah, şundan dolayı dedim kahveyi. İnsanlar... Sohbet ettiğine değecek insanlar olacak çevrende. Bir fincan kahve değerlenecek onlarla. Gerçi benimle edilen sohbet nasıl onu beni dinleyenlere sormak lazım. Çünkü bazı zamanlar çok fazla boş konuşuyormuşum gibi geliyor. Taaa ki ben beyni yakana kadar. Bazıları bilir "konuşurken frenim patlıyor" derim. O andan sonra daha çok konuşmaya başlarım, hani sanırsın kafa ütülemeye geldim. Ama öyle n'apayım konuşmayı seviyorum. Yazdığım yazılar bile öyle baksanıza, sadece konuşuyorum. Bi amacım yok yani. (Hadi bulun bakalım bu yazının ana fikrini!)
Möbius adlı Fransız filmini izledim bugün arkadaşlarımla. İlginç bir filmdi. Her ne kadar içimizden biri beğenmediyse de ben merak ederek izledim. Konuya girmiyorum, ajan filmi diyorum sadece. İlginç bir filmdi, hatta yarısından sonra gelen "twist" anı benim hoşuma gitti. Beklediğim gibi gelişseydi olaylar, o an çıkardım salondan ama beklenmeyen bir şekilde değişince, ben de merak ettim "Acaba nasıl bitecek?" diye. Ha, şöyle bir durum var: Sinemada izlenmeli mi? Bence hayır, sinemada izlemenize gerek yok. DVD'ye çıkınca izlersiniz.
İçi daha da dolu yazılar yazmam gerektiğini düşünmeye başladım bu aralar. Çünkü böyle yazılar doldukça insanlara sunacak bir şeymiş gibi hissettirmiyor bu blog. Gerçi düşüncede kalmasın diye yazıyorum bazı şeyleri. Neyse ya hallederiz bir ara. Zevkine yapmıyor muyum zaten çoğu şeyi? Beni diğerlerinden ayıran da bu boşluk hali olsun bari... Adet oldu ya bende, yine bir şarkı paylaşayım şuraya. Hadi görüşürüz! :)
*Are You Gonna Be My Girl - Jet
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder