29 Haziran 2014 Pazar

İtalya #1

     "Senin gibi İngilizce'si olan bir adamın Erasmus yapmaması ayıptır" gazıyla soluğu İtalya'da aldım. Normalin aksine zor bir etabı seçtiğimin farkına şehre gecenin 12'sinde varmamla anladım. Ancak olsun, 5. günün akşamına varmak üzereyim ve neredeyse yapmam gereken bütün işleri hallettim. Geriye sadece çalışmaya başlamak kaldı. 

     Öncelikle gece 12 olayından bahsetmek istiyorum. Uçağım Roma'ya öğleden sonra 3 sularında indi. Havaalanında ve pasaport kontrolünde hiçbir sorun yaşamadan ülkeye giriş yaptım. İzlemem gereken yolu önceden araştırdığımdan pek zorlanmadan biletimi alıp tramvayla Termini istasyonuna vardım. İlk sorunu burada yaşadım maalesef. İlk bulduğum gişeden tren biletimi aldım ve görevli tam gişeden ayrılmadan önce "5 dakikan var acele et" dedi. Ben de Termini istasyonunda koşturmaya başladım. Anlayacağınız üzere treni kaçırdım ve bileti değiştirmek için gişelere gittim tekrar. Ancak bunun için 1 saatten fazla beklemem gerekti. Sıraya girerken ve sıra boyunca dolandırıcılar mı para isteyenler mi ne ararsanız vardı. Treni kaçırmak ve yabancı bir ortamda olmak gibi katsayılar sayesinde stresim doğrusal olarak değil logaritmik olarak artmaya başladı. Neyse ki görevliler ekstra hiçbir şey istemeden biletimi bir sonraki tren ile değiştirdiler. Gişelerden ayrılıp tren istasyonunda turlamaya başladım. Sonradan öğrendim ki bineceğim tren "regionale" yani bölgesel imiş ve istasyonun diğer ucundan kalkıyormuş. (30 peron falan var). Neyse ki treni buldum, bindim ve yola çıktık. Yalnız ilginçtir tren yolcularının fark edilir bir kısmını yabancılar oluşturuyordu. Her neyse akşam 9:30 gibi araç değiştirmem gereken istasyona vardım ve ikinci darbeyi yedim: Ne istasyonda ne de inen yolcular arasında İngilizce bilen yoktu. İstasyon görevlilerinden biri bana kapı önündeki otobüsü işaret etti. Otobüsün yanına vardığımda, belli ki şoför, sigara içen birini gördüm. Dediğim gibi o da İngilizce bilmeyenler grubuna dahildi ve derdimi güç bela anlatmaya başladım. Sanırım gideceğim şehri doğru telaffuz etmiştim, bir sürü şey anlattı İtalyanca ve bitirdiğinde suratıma bakıp hiçbir halt anlamamış yüzümü gördü akşam karanlığında. Derin bir nefes verip, ok dedi ve otobüsü işaret etti. Otobüse bindim, bir sonraki şehre geçtik. 10:30 falandı vardığımızda, şoför yanıma geldi ve otobüsten inmemi işaret etti. Valizimi alıp indim ve bir başka otobüsü işaret etti. Ona geçtim ve 5 dakika sonra hareket ettik. Yarım saat sonra Camerino'ya (yani varacağım şehre) ulaştım ancak otobüsten iner inmez ne kadar yanlış bir saatte vardığımı anladım. Ortalıkta insan yoktu, hatta o kadar sessizdi ki şehir, sanki yıllar önce terk edilmiş gibiydi. Benimle aynı otobüsle gelen bir kız vardı sırtında çantası ve elinde valizi olan, onu takip etmeye karar verdim (Doğal bir içgüdü, ilk defa yabancı bir ülkede olabilirim ama ilk defa yabancı bir yerde yol bulmaya çalışmıyorum). Ufak bir yürüyüşten sonra şehir meydanına vardık. (Tabii ki de takip etmeden önce kıza gidip yol sordum, İngilizce bilmediğini öğrendikten sonra takip ettim, yanlış anlaşılmasın). 

     Meydana vardığımda orta yaşlarda 3 adamın konuşuyor olduğunu gördüm. Yanlarına yaklaşıp İngilizce bilip bilmediklerini sordum. Biliyoruz cevabını alınca öyle rahatladım ki anlatamam. Bütün sorunlar orada çözülmüş gibiydi. (Ki çözüldü de). Kısaca kendimi tanıttım ve yurt resepsiyonuna gidip kayıt yaptırmam gerektiğini söyledim. Adamlardan biri arabam yolun aşağısında istersen sana yardım edebilirim dedi, heyecanla harika olur dedim, tabii "gece gece size zahmet olmasın"ı da ekledim cümlemin sonuna (nezaketten kime ne zarar gelmiş). Konuştuğum kişilerden biri farmakoloji profesörüydü, bana yardım eden ise biyolog idi. Her neyse kısa bir yolculuktan sonra yurdun resepsiyonuna vardık, kaydımı yaptık ve yurda geçtik. Yol boyu muhabbet ettik, yolda yaşadıklarımı anlattım ve adam bayağı etkilendi anlattıklarımdan. Hatta konuşmamın sonunda "So you're a survivor" dedi ve gülüştük. Yurda vardık, odayı bulduk, eşyaları koyduk, oda arkadaşlarımla tanıştık, sonra da döndü bana "So is everything ok now?" diye sordu. Daha ne isteyeyim adamdan, elinden geleni fazlaca yapmış zaten, "Sir, I appreciate for everything" dedim, gözlerim dolu doluydu resmen. Adam sırtıma vurdu babacan bir tavırla "Don't mention it, we'll meet again" dedi ve gecenin karanlığında kayboldu. 

     Kapıyı arkasından kapattıktan sonra yine ayaküstü yeni oda arkadaşlarımla konuştuk bir yarım saat kadar ve onlardan izin isteyip odama geçtim. Yatağımı hazırlayıp yattım. Ben öyle zihnen rahatlamış olarak yatağa girdiğimi hiç hatırlamıyorum. 

     Bir sonraki gün öncekine göre çok daha rahattı, sonuçta şehre varmıştım. Tek yapmam gereken uluslararası ilişkilere gitmek ve sonrasında beraber çalışacağım hocayı görmekti. Oda arkadaşım Matteo'ya yolu sordum. Önce anlatmak istedi, sonra da bunun çok zor olacağını söyledi ve dışarıda bekle beni geliyorum dedi. Tamam diyerek çıktım odadan. Birkaç dakika sonra yanıma geldi, eliyle takip et işareti yaptı ve otoparka gittik. Arabasına atladık ve yaklaşık 5 dakikada uluslararası ilişkilere varmıştık (Orada hak verdim çocuğa, anlatmak istesen bile anlatamazsın, o kadar karışık sokaklar). Vedalaştık ve ben içeri girdim, o da odaya geri döndü. 

     İçeriye girdiğimde geçen ay mailleştiğim personeli buldum. Oturduk 1 saat kadar konuştuk, işlerin nasıl yürüdüğünden falan bahsetti ve en önemlisi, bana şehrin bir haritasını verdi. (Burada söylemem lazım ki Dünya'nın en önemli iki icadı harita ve pusula bence). Bana gereken yerleri işaretledi ve iyi şanslar diledi. 

     Artık elimde harita vardı ve beni kimse durduramazdı. Suratımda koca bir gülümsemeyle şehirde turlamaya başladım. 10-15 dakika sonra kimya bölümüne varmıştım. (Not: Şehrin üniversitesi yok, üniversitenin şehri var, bütün bölümler şehrin dört bir köşesine yayılmış durumda) Binaya girdim, zorlanmadan hocayı buldum, tanıştık, yapacaklarımız hakkında konuştuk. Beraber fakülteyi turladık, dışarı çıkıp şehirde turlamaya başladık. Halletmem gereken bir kaç iş vardı, hocayla beraber hallettik ve Pazartesi görüşürüz diyerek yanımdan ayrıldı. Ben de dolana dolana yurda geldim.

      3. gün tamamen benimdi. Bir sonraki gün Ramazan başlangıcı olduğundan ve ben de oruca niyetlendiğimden, sabah erkenden giyinip dışarı çıktım. Yurttan sağlık raporu istediklerinden hastaneye gitmem gerekiyordu. Bu yüzden haritamı açıp yola koyuldum. Şehrin içinden gitmek yerine (2 km falan atıyordu yoksa) çevre yolundan yürüdüm. Tabii bütün şoförler suratıma bakıyordu yol boyu kim bu salak diye. Ancak; 


      manzara güzeldi, o yüzden pek de takılmadım insanlara. Hastanede de bir şekilde yolumu bulup hallettim işimi ve şehre geri döndüm. Yurdun resepsiyonu şehrin öbür köşesi olduğundan yine yollara düştüm. 


      Dar dar sokaklardan yürüyerek, resepsiyona vardım. Dosyayı teslim ettim ve odama toplamda yaklaşık 8 km yürümüş olarak vardım. Akşam yemeği bile yemeden yattım yorgunluktan ötürü. 

      Şimdi ise 5. günün akşamına yaklaşıyoruz. Şu anda dairede yalnızım, iftara balık ve patates kızartması düşünüyorum. Yarın büyük gün, ilk laboratuvar günü, ve hocamın dediğine göre bayağı bir meşgul olacakmışız. Hadi bakalım...

      Kaldı 85 gün... :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder